Üç yıl sürdü; hayallerle uyuyup gerçeklerle uyanmak. Sonuçta elime geçen ne mi? Yani üzerinde adımın yazdığı bir kağıttan başka... Anlatayım.
6 Dan sınavına girmeden önce, önceki başarılarının ve etrafındaki insanların hoş sözlerinin kendisini gerçeklere karşı kör ettiği bir insandım. 6 Dan sınavını ilk seferinde rahatlıkla geçebileceğim gibi hiçte gerçekci olmayan bir kanıya sahiptim. Dostum zannettiğim birçok kişi de benim bu anlamsız kibrimi destekliyordu. Ancak girdiğim ilk başarısız 6 Dan sınavıyla birlikte herşeyin değişmeye başlaması kaçınılmazdı.
Önce kendime olan güvenim zamanla azaldı. Eski enerjimi ve motivasyonumu ardı ardına girdiğim başarısız sınavlarla yavaş yavaş kaybettim. Dojomda artık daha az işe karışan, bazı önemli kararlar dahil birçok şeyi diğer kıdemli arkadaşlarıma bıraktığım bir döneme girdim. Basitce kendimi toparlayabilmek için biraz kendoma odaklanmam gerekiyordu. Bu arada sadece sınavlardaki başarısızlıklarla değil aile hayatımdaki bir dizi sağlık sorunu ve acı kayıplarla da başa çıkmaya çalışıyordum. Özellikle çok sevdiğim senseimi bu süreçte kaybetmek psikolojik açıdan benim için zorlayıcı oldu. Bir süre kendi kabuğuma çekildim ve dojo rutinleriyle görece az ilgilendim. Dojomda birçok kıdemli, iyi kendocu var, bir dojo nasıl yönetilir, işler nasıl çekip çevrilir biliyorlar, onlara güvenebilirim diye düşünüyordum.
Ben dojom emin ellerde diye düşünürken güvendiğim o insanlarsa bunu bir otorite boşluğu olarak görüp "işte bizim için kontrolü ele geçirmek adına bir fırsat" diye düşünmeye başlamışlardı. Tabii ben o zamanlar bu durumun farkında değildim. Önce kendisi de kendocu olan sevgili eşime, sonra da açık açık bana karşı tavırları aşamalı olarak değişti ve hatta iğrençleşti. Her girdiğim başarısız sınavla bu insanların gerçek yüzü biraz daha ortaya çıkmaya başladı. Durum öyle bir noktaya geldi ki birçoğuna ilk kılıcı tutmayı öğreten kişi olduğum ve bazılarını nerdeyse yirmi yıla yakın bir süredir tanıdığım halde bana ve eşime karşı takındıkları tavırları algılamakta bile zorlanıyordum. Verdiğim eğitimi beğenmeyip dalga geçmeleri, dojodaki yeni öğrencileri aleyhimde dolduruşa getirmeleri, benim dojoya verdiğim ve aslında zamanında bana gönderilmiş olan ekipmanları sanki çalacakmışım gibi benden kaçırmaya çalışmaları, senseimin yadigar tahta kılıcını bile evlerinin kapısına gidip almak zorunda kalmam, gözümün içine baka baka yalan söylemeleri ve daha neler neler. Öyle şeyler gördüm ve duydum ki bunları dile getirmeyi bile zul sayarım. Bu organize ve ahlaksız kötülük için aslında en başından beri hiçbir değerimin olmadığını, zamanında yıllarca bana ve eşime gösterilen ilgi ve saygının sadece ... olduğunu anlamamız bizim için çok acı verici bir süreçti.
Benim dostum zannetiğim evimi açtığım, bazılarına abi dediğim, kardeşim gibi sevdiğim, kendi ailemin bir parçası olarak gördüğüm bu insanların büyük çoğunluğu aslında sadece bulunduğum pozisyon gereği bana hoş davranan ve kendilerinden başka hiçkimseyi düşünmeyen kişilermiş. On yıllardır dojomu, eğitmenliğini yaptığım büyük bir aile olarak düşünürken aslında sadece kendimi kandırıyormuşum.
Sonunda ben ve eşim yaşadıklarımıza daha fazla dayanamayıp kurucusu ve eğitmeni olduğum, 22 yıldır emek verdiğim dojodan ayrıldık. Ayrılırken ismi yani "Ankara Kendo"yu aldım. Zira yılların emek ve hikayesini bu gruba bırakamazdım. Herkes bu isimle beni ve rahmetli hocamı biliyordu. Birkaç dostumuz da bizi bu ayrılışta yanlız bırakmayıp bizimle geldiler. Aslında durum başlangıçta çok kötü görünüyordu. Görece kalabalık ve yüksek seviyeli bir grupla çalışırken bile 6 Dan sınavını geçmeyi başaramamıştım. Şimdi herşey daha kötüye gitmişken, daha az kişiyle, daha kısıtlı imkanlarla, daha kısa süreler çalışabiliyorken bu sınavı nasıl geçecektim? Ancak bildiğim bir şey vardı: "Bir savaşçı girdiği her savaşı kazanan değil, girdiği her savaşta savaşandır..." Detaylarına çok fazla girmeyeceğim ama elimden geleni yaptım, destekleyici spor yaptım, antrenmanlara daha çok odaklandım, hatalarımdan öğrenmeye çalıştım. Her başarısızlıktan sonra hocalara danıştım. Kendomu değiştirmek için uğraştım ve sonunda başardım. Altıncı girişimde 6 Dan sınavını Japonya'da Katsuura kentinde, 50. Kendo Liderleri Semineri'nin hemen ardından yapılan sınavda geçtim.
Üç yıl süren bu süreç nihayetinde tamamlandı. Herşeyin sonunda en müteşekkir olduğum şey gerçekleri görmüş olmaktır. Gerçeklerle yüzleşmek her ne kadar acı verici olsa da ardından gelen büyük bir iç huzuru da beraberinde getiriyor. Çünkü artık neyi yanlış yaptığınızın farkında oluyorsunuz. Dönüp geriye baktığımda bu dönemin hayatımın en öğretici üç yılı olduğu konusunda hiçbir şüphem yok. Gerek kendi kendom gerekse insan ilişkilerinde yaptığım hatalar hakkında müthiş öğretici bir süreçti. Ancak birkez daha bu kadar öğretici bir eğitim sürecini kaldırabilir miyim emin değilim. O yüzden bu süreçte öğrendiklerimi unutmasam iyi olur. Bu amaçla bu satırları kaleme alıyorum, hem kendime hem de benim yaşadıklarımın benzerlerini yaşama ihtimali olanlara bir yol gösterici olması amacıyla.
Tüm bu metni okuma zahmetine katlanan ve budo (Japon Savaş Disiplinleri) camiasını çokta yakından tanımayanlar yukarda yazdığım satırlara şaşırmış olabilirler. Hatta yazdıklarımın ziyadesiyle abartılmış olduğunu da düşünebilirler. Bunları gerçekten yaşamasaydım ben de yazılanların gerçek üstü olduğunu düşünürdüm. Onur, sadakat, alçak gönüllülük gibi değerlerin yüceltilmesiyle bilinen böyle bir alanda tüm bunlar nasıl yaşanmış olabilir? İnsanlar düne kadar "sensei" dedikleri, önünde onlarca yıl eğilerek selam verdikleri bir kişi ve ailesi aleyhinde böyle şeyleri nasıl yapmış olabilirler? Bu konuda söyleyebileceğim iki şey var. Birincisi yaşadığımız dünya ve daha özelinde ülkemizin içinde bulunduğu ahlaki çürüme sürecidir. İkincisi ise nasıl ki kılıç ateşte dövülerek şekil alırsa budo da insanları acı ve korkuyla sınar. Bu acı ve korku ile test edilme süreci kimi insanın karakterini güçlendiriken kimi insanın da karakterini büstbütün yozlaştırabilir. Bu nedenle budo herkesin yürümesine uygun bir yol değildir. Malesef bu çok geç farkına vardığım bir gerçektir.
Belki beylik sözler olacak ama "insan ne oldum değil ne olacam demeli" ve öz disiplinini hiçbir zaman kaybetmemelidir. Kibir sahibi insanlar için başarılar, başarısızlıklardan çok daha yıkıcı olabilir. Hoşunuza giden şeyleri söyleyen herkes sizin dostunuz değildir. Duymak istemediğiniz şeyleri söyleyenler de düşmanınız değildir. Gelmiş olduğunuz yer her ne olursa olsun yarının hiçbir garantisi yoktur. Yarına karşı sahip olabileceğiniz tek güvence başınıza gelen olaylar karşısında tutunacağınız tavırdır ve bu tavır çalışarak geliştririlir. Aslına bakarasnız bir başarısızlık karşısında gayretle mücadeleye devam edip evrim geçirme imkanı, o başarıyı kazanıp geçici bir tatmin yaşamaktan çok daha değerlidir. Gerçeğin acı tokatı yalanların avuntusuna her zaman tercih edilmelidir. Yol budur.
Son olarak rahmetli senseim için de burada birkaç satır yazmak istiyorum:
Hocam sonunda başardım. Senin de inandığın gibi 6 Dan sınavını geçtim. Ancak geç kaldım ve sen hayattayken bunu görmeni sağlayamadım. İçimde bir acıdır ki yaşamında seni gerektiği gibi onurlandıramadım ve bu pişmanlık bana öğrettiğin son ders olarak yaşadıkca yüreğimde kalacak. Ama inanıyorum ki seninle benim yollarımız bir çizilmiştir. Gün gelip o yollar tekrar birleşene kadar